Psikolojinin Psikolojisi Bozuk

Psikolojinin Psikolojisi Bozuk

Psikolojinin P’si kayboldu Yetiş İmdadıma Sevgipoloji 

Doktor beni muayene ediyordu gözlerimi açtığımda… Hatırlayabildiğim en son şey arabamın benzini de gazı da son demindeydi. Tıpkı yaşamın zamanımızı içtiği gibi, motor da kendine hayat veren her şeyini bitirmişti. Konya yolundaki Şoförler Cemiyeti dinlenme istasyonundan benzin veya gaz almak için girmiştim… Arabadan indiğim anda…  Tansiyon ve yaşadığım stres gerginliği ile takatim kesildi ve yere yuvarlandığımı zor hatırlıyorum.

Adını sonradan öğrendiğim Türkiye de yaşamak ve çalışmak zorunda kalan İranlı Dr. Mehdi  bey anlatıyordu nerden geldiğimi bilmeden, niçin bu hale geldiğimi sormadan ….“Allah sizi esirgedi yoğun bir kalp krizi riski atlattınız, şişmanlığınız da buna elverişli. Verilmiş sadakanız varmış”. Deyince ve sakinleştirici ilaçlarla yavaş yavaş kendime geldim. Bir sigara rica ettim(günde iki paket içtiğim günlerdi), cep telefonumla amcaoğlumu aradım bulunduğum yeri haber verdim.

‘Hızır Acil’ in o istasyonda acil kliniği olduğunu bu vesileyle öğreniyordum. Nereden bilebilirdim şehirlerarası yollarda imdadıma bir doktor yetişecek… Doktor sordu. Başladım anlatmaya dilimin döndüğünce. Dinledi gönülden. Karısı da bir hastanede çalışan psikolog bir hanımefendi imiş telefon ve adresini verdi psikologa gitmenin veya görünmenin ayıp olmadığını söyledi… Teşekkür ederek ayrıldım. Ömrümde ilk defa psikolog ihtiyacını ve gereksinimini bu olaydan sonra hissetmeye başlamıştım. Ve soruları sormaya başladım kendimce...

Neden?, Niçin?, Nasıl?, Nerede?, Kiminle?, Kim?, Kimim?, Kimsiniz?, Kimlersiniz?, Kimlerlesiniz?,

“Gücünüzün tükendiğini sandığınız yer,

 Bir adım daha direnirseniz

Kurtuluşun aniden kolunuzdan tutacağı yerdir”.

Muhammed Bozdağ

Neden kayın biraderlerimin iş yerlerinin tezgâhlarını tekmelemiştim. Yolda benzin satın alarak üstüme döküp; Niçin kendimi yakmak istemiştim. Onları rezil etmek istememdeki amaç Ne olabilir di? Aslında ben sadece eşimi almak ve geri dönmek amaçlı oraya gitmiştim. Ben bu sonuçları olmasını istemiyordum ki… Sadece kavgamızı sonlandırmak ve artık iyi günlerimizi yaşabilmek amacındaydım. Ancak ne var ki hiç de böyle olmamıştı.

 İki gün öncesi eşimle kavgalar ediyor, tartışmalarımız komşularımızı rahatsız edecek boyutlara ulaşıyordu. Kavgamızın konusu ise eşimin altı erkek kardeşi ile olan birlikteliğimizin ve emekteliğimizin karşılıklı olarak yeteri kadar anlatılamamış ve anlaşılamamış olmasıydı. Eşimle bu konuları fazla ısrarcı bir tutumla ve sık tekrarlarla gündem de tuttuğum için eşim daha fazla sabredemedi ve oğlumla birlikte kardeşlerinin memleketine gittiler.

Bir taraftan eşimin yandaşları bir taraftan benim yandaşlarım 18 yıllık evliliğimizi bir hiç yüzünden bitirme noktasına getirmeye gayret ediyorduk.[ Bu cümleleri şimdi bu şekilde yazabiliyorum o vakitler ben de ki ego, bendeki enaniyet kimse ye laf söyletmez boyutlarda ( karı evi nasıl terk edip de gidebilir haaaa… triplerindeyim tabi o sıralar,…)  karşılıklı telefon trafiğinde “gönderin lan karımı” lafları sanki satın aldığım malın kargosunu adrese teslim istiyorum. Yok illa heriflik yapacağız ya… Anacığım da sanki karşı cephede yunan askerleri varda milli mücadele ruhuyla beden dili desteğini esirgemiyordu tek kelime etmeden. Kaynanalığına en ufak bir leke kondurmuyordu. Bütün lekeler kaynanalığa yanlış bulaşmıştı bi kere,  anam ne yapsın gördüğünü uygulayacak tabi ki, ah anam ah… O gün evden çıkarken boşanma davası açacağım derken elime nakit olarak maddi yardımlarını ihmal etmiyordu.].

Tüm bunları yazmaya çalıştığım Sevgipolog vesilesiyle objektif olarak kaleme alabiliyorum. (Çünkü insanlara ne iş yaptığımı sorduklarında Onlara Beyin Antrenörü ve Sevgipolog olduğumu söylüyordum o ne demek diyorlardı.) Çünkü benim yaşadığım benzeri senaryoları farklı sahnelerde aslında herkesin yaşadığını; yaşadığım o günlerde bilmiyordum.

Çünkü her şeyi ben biliyordum… Aslında ….Bilmediğimi de bilmiyordum.

Bilmediğimi öğrendiğim için şimdi kendimle yüzleşme sayılabilecek satırları karalayabiliyorum.

İnsanların birbirlerini anlayabilmeleri konusunda yaşamlarına kattıkları zorlukları bile fark edemeden yaşıyor olmaları hayatlarını daha da zorlaştıran bir döngü ile devam edip duruyor.

Hep mutsuzlukla başa çıkmanın yollarını arıyorduk… Aradıkça mutsuz; mutsuz oldukça her birimiz birbirimizi mutsuz etmede ustalaşıyorduk. Ancak hiç birimiz mutlulukta nasıl usta olunacağını öğrenemiyorduk. Çünkü

Neden?       Hep haklı çıkma isteğimizden dolayı.

Niçin?         Tarifi bile yapılamayan amacı bozulmuş şahsi arzularımız yüzünden.

Nasıl?         Gömüldüğümüz ego bataklığın da çırpındıkça batarak.

Nerede?     Şu güzelim yaşamın nefes alınabilen her yerinde.

Kiminle?     Sevmeye muhtaç olduğumuz herkesle.

Şimdi soruyorum sadece kendime… Sahi o Doktor Mehdi bey kardeşim doğru söylemişti. Pisikologa görünmemin gerekli olduğunu ısrarla hatırlatmıştı… Gidecek miydim? Gitmeli miydim? Tüm şartlara rağmen hayat devam ediyordu eşim bu olaylardan sonra eve dönmüş ve ben yaşadıklarımı ona aktarmayı yine başaramamıştım. O da beni anlamayı beceremiyordu henüz. Yine de psikoloğa gitme noktasında kararlaştırdık ve söz konusu hastaneye gittik beraberce el ele tutuşarak. Çünkü eğer meselelerimize bir çözüm bulamaz isek bu yolları mahkeme yollarında harcamaktansa Psikolog ile görüşmek ve bir çözüm bulmak daha kolay umut dolu ve çözüme giden daha iyi bir yol değil miydi?. Elbette en iyi yollardan biriside buydu. Bizde gerekeni yaptık kalktık psikologa gittik. İlk gün yerinde yoktu Psikolog hanımefendi, bekledik epeyce gelmedi. İkinci gün sıramız gelmedi görüşemedik. Yaşam boyunca bedensel sağlığımıza dikkat ettiğimiz kadar her nedendir o günlerde bilemediğim ruhsal denge ve psikolog ihtiyacını önemsemediğimiz bir durum olduğunu hangimiz inkar edebiliriz. Kız kardeşim de öğrenciliğinin uzun yıllarında birçok uzman psikolog ile dolgun ücretli görüşmeler yapmış olduğu halde sorunlarına çözüm bulamamanın yanında daha da ilerleyen durumlarla karşılaşmıştı. Umut işte. Çözüm ararken niçin daha çok iç içe geçen sorunlar çoğalıyordu?

Ailemiz için Psikolojinin bilimselliğe olan inancımızın yıkıldığı günlerdi o günler. Çünkü bilimselliği ihlal eden bilimselliğin içinde yetişmiş bunca sözde Uzman ön sıfatlı sayısız Azman olduğunu hayatın içinde öğrendiğimiz günlerdi. Buzdolabından yeni çıkmış ve yüzülmemiş ceylan eti pürüzsüzlüğünde, ancak zoraki gülümseyen suratları olan bu uzmanları (kartvizitlerinde isimlerinin ve sıfatlarının önünde yazan beş hafli şey) hiç unutmayacağız) Kişisel bakımlarını iç_lerinden daha çok dış_larını her türlü boya ve bakımdan eksik bırakmayan bu değerli Bilim insan! larını o günlerde anlayamazdım elbette. Çünkü bir sistemin içinden çıkan tek taraflı ruhsallıktan uzak olduklarını sonradan öğrenecektim. Ancak daha sonra edindiğim bilgiler ışığında kendisiyle barıştan nasipsiz sayısız psikolog’un mevcut olduğunu öğrendim. Ve maalesef büyük bir kesiminin öğrencilik yıllarında puanı sadece Davranış Bilimleri bölümlerini okumaya müsait bu tür okullara hasbel kader kayıt yaptıran ülke insanımızın çocuklarıydı o psikologlarda. Yani Beyhude Sistem Üçgeninin  madurları durumunda ki kardeşlerimizden başkaları değildi.

İşimin de, İçiminde İnişinin, Çıkışımın, yaşam Biçiminin İlan Edilmemiş, İspatı hayatın içindeki “Mecburi Tek Yön Bilimi Sevgipoloji” neden yoktu?

Gittiğimiz her psikolog kardeşimiz seanslardan hiç eksik para almadılar. Bizse hala sorunlarımıza çözüm bulamamıştık. Üstelik Masalarının arkalarından bizlere para destesi gibi bakmalarından odukça bunalmıştık. Başka başka psikologlara gitsek bile her birinin sanki ortak bir tavrı var gibiydi. Gidenler tarafından gözlemlenmesi mümkün olan bir durumda sanki onlara giden hangi cins olursa olsun sanki hepsinin sorunu cinsellikmiş gibi davranmalarını anlayamıyorduk. Her hangi bir şekilde konuyu o noktaya getirmekte hepsi ustaydı. Aslında uzman oldukları konu belden aşağıda olduğu apaçık ortadaydı. İşte bu yüzden Psikologa gitmekten vazgeçsek bile eşimle o günler de karşılıklı olarak; Gelişimsel Eğitim seminerlerine katılmayı ve daha gerekli olduğunu daha sık konuşmaya başlamıştık. Sorunumuz sadece birbirimizle değil di. Çocuklarımızın hızlı büyümelerindeki hazırlıksız yakalanışımızın haklı telaşı vardı. Her anne ve baba gibi ana ve babalığımızı; toplumumuzun gelenek ve görenek metotlarına göre değil bilimsel ve hakikat temellerine dayandırabilecek yeni yolların olması gerekli olduğunu en azın dan o günlerde umut ediyorduk.

Aradan günler geçti tabi hayatımızı kazanmamız gerekliydi. Seyyar Holding Pazarlama Çantamla birlikte cep telefon yedek parça işime devam ediyordum Bir şekilde sorunların üstü örtülü kalmış çözüm gelecek baharlarda aranacaktı. Yine hiçbir şey yokmuş gibi hayat devam ediyordu.

Evimizin içindeki herkes daha çok susmayı tercih ediyor. İlk konuşan ceza alacakmış gibi konuşmak istese bile ‘Neme Lazımcılığımız’ ın durumu ailemize de bulaşmıştı. Suskunluğun sonu malumunuz fırtına habercisi bütün ev halkı yaşanan gerginlikten nasibi alacak şekilde ailevi patlamayı gerçekleştirdik. Kaynana gelin, karı koca, abla kardeş, abi abla, görümce. Hani derler ya “ İnek almaz dana yaklaşmaz ” deyiminde olduğu gibi.

 Anam ile ayrılmaya karar verdik onlar ayrı biz ayrı oturacağız. Karar aldık. Suçlu arıyoruz ya. Herkes birbirini suçlar vaziyette. Ayrılınca her sorun bitecek sanki. Eşyalar hazırlandı yılların anıları da eşyalarla birlikte ortalık ta geziniyor. Sanki cenaze kalkıyor. Her şey sus pus. Her nedense daha bir kibar olmuştuk. Bazen ise kendiliğinden doğallıkta saygınlıkların sergilendiği anlar da gözlemleniyordu. Sonuç 20 yıllık birliktelik kopamadı. Üç gün süren taşınma ve ayrılma kaosundan sonra daha farklı bakmaya başlanıldı. Ve aslında kötü zannedilen her olayın içinden rahmet fışkırdığını o günlerde kimse anlayamazdı tüm evin içinde. Ancak bütün bunlarla birlikte yaşananlar hiç de olumsuz şeyler değildi.

Artık ortalık sulh olmuştu. Kendimce bir karar da ben almıştım gidecektim buralardan, hiç kimse beni anlamıyordu. Beni dinleselerdi bunlar olmayacaklardı. Beynimdeki kasetler dönüp dönüp hep aynı makamda çalıyordu. Ramazan ayı yaklaşırken bütün hazırlıklarımı yaptım. Azerbaycan da yeni bir hayat kurmaktı, hayallerime oradan devam edebilmekti. Eşime açtım konuyu her şeyimi alın bana özgürlüğümü verin dedim. Resmen evli ancak manen ayrı yaşayacaktım.(aslında kaçıyordum)..

Kaçıyordum kaçmasına da kendimden nasıl kaçılacağını bilemiyordum, her nereye gidersem gideyim meselemde benimle gidecekti. Dua etmeye başladım “Allahım ne olur beni bana bırakma , bir çıkış kapısı göster ….. “ gibi kendimce dua ediyordum. Ve ben dua ederken din eğitimi almamıştım ve dua edebiliyordum. Oysa aylarca psikologa giderken hiç birisi bana dua etmemi söylememişlerdi.

Sonunda uzun bir hikâye gerçekleşti hayatımda karar verdim

Önce kendimi sevmeye,

Yeniden sadece baba olmaya, yeniden koca olmaya, yeniden insan olmanın nasıl mümkün olacağını ancak kaybettiğim değerleri anlamaya başlayınca karar verdim. Dua, dua ediyordum ve ben eğitim almamıştım. Psikolog değildim, sosyolog değildim, antropolog değildim,… değildim.

Babaydım, kocaydım, komşuydum, dayı idim, ve sorumlu olduğum insanların hepsine göstermem gereken tekbir gerçek sorumluluk vardı. Onları sevmeliydim. Nasıl olacaktı işte bunun yolunu bilmiyordum. Okumalıydım çünkü yaradan ilk önce oku demiş kitabında. Psikologa verdiğim bir seanslık ücret karşılığında gittim kucak dolusu kitap aldım. Önce sigarayı bıraktım. Daha sonra günde bir paket içtiğim sigara yerine günde bir kitap okumaya başladım. Uzun süreler eşimle sohbetler ettik okuduklarımızın üstüne, onlarda okumaya başladılar, evin içindeki kavgalarımızın boyutu değişmişti. Artık sen benden daha fazla okuyorsun diyordu eşim. 6oo kitab ı geçtiğim günlerde bizdeki olumlu değişikliği fark eden etrafımızdaki dostlarımız bize bunun nasıl olduğunu sormaya başlamışlardı. Ve evlerine davet edip bizimle sohbet etmek için birbirleriyle yarışır duruma geçtiler. Biz hiçbir ücret almıyorduk. Aksine insanlara yardım etmenin onurunu ve bahtiyarlığını tadıyorduk. Çünkü eşekten düşmenin acısını düşenler daha iyi bilirler.

Daha sonraları birçok eğitim seminerlerine ve uzun süreli eğitim kurslarına katıldım. Katıldığım kurslarda doktorlar, psikologlar, sosyolog ve pek çok toplum bilimcileri ve bilim adamlarıyla karşılaşıyordum. Ve bana ne olarak katıldığımı sorduklarında daha iyi baba ve koca olmak için katıldığımı ifade ediyordum. İçlerinden bazıları “desenize herkes sizin gibi bu tür eğitimlere katılıyor olsalar bizim işler kesat gidecek” diyenleri de vardı aralarında.

O günlerde anlamıştım ki kariyer derdiyle eğitim alıyorlardı. Kendileriyle barışamamış birçok Sigmund Freud zihniyetli eğitimli kardeşimiz daha çok para kazanmak için gayret gösteriyorlardı. Çünkü ben kendim bu tür eğitimlere kucaklar dolusu paralar yatırdım. Bu tip eğitim ve organizasyon işinden para kazanılabileceğini o zaman öğrendim. Nede olsa Amerikalılar veriyorlardı. Ne diploma soruyorlardı ne kariyer paran varsa tamam. Katılabilirsin. Benim amacım para kazanmak değildi. Sadece yıllardır ihmal ettiğim kendi gelişimimi ve çocuklarımdan daha geride olmayayım mücadelesi idi. Çünkü çocuklarımızın yetiştikleri zaman dilimi ile bizim yetiştiğimiz yıllar arasında gelişmenin hızından dolayı uçurumlar olabiliyor. İşte bu gibi nedenlerden dolayı eğitimlere katılmaya karar vermiştim. Yaklaşık 1200 saat ten fazla aktif ve uygulamalı eğitimler aldım yüksek bedellerle.

Aldığım eğitimlerin içeriklerini değil asıl olan sonuçlarından yaralanabilmemin mümkün olup olmayacağına bakıyordum. Ve katıldığım eğitimlerin pratik sonuçlarını hayatıma geçirdiğimi görünce bütün programları takip etmeye başladım. Ve gördüm ki birçok Psikolog Arkadaş da benimle beraber o eğitimleri almaktalar sordum onlara niçin bu eğitimleri alıyorsunuz diye çünkü gelişen teknoloji gibi bilginin de yapısının sürekli değişkenlik içinde olduğunu ve takip edilmesi gerektiğini savunuyorlardı. O zaman anlamıştım. Demek ki benim önceden gittiğim Psikologlar kendilerini geliştiremeyenlermiş. İyi ama bunu millet bilmiyor ki. Benim gibi pek çok sorunu olan ve hala sorunlar yaşayan insanlar sözde Psikologlara gitmeye devam etmekteler. Ve ben bu durumu Psikolog arkadaşlarımla konuşmaya ve irdelemeye başladım. Geldiğimiz noktada ise yüzlerce Psikolojik değişik kuram ve iddia olduğunu ve bu iddialarında aslın da en sonunda yaşayan ve nefes alan herkesçe yeni bir model ve iddiaya açık olduğu gerçeği idi. Hiç kimse bu konuda kimseyi kısıtlama lüksüne sahip olamazdı. Çünkü ortadaki durum insanın kendi algılaması ve bu durumu lehine veya aleyhine dönük kendi farkındalığının seviyesi ile alakalı bir durumdu.  Ve bu tür zihinsel antrenmanların isteyen her insan tarafından mümkün olabileceği gerçeğinin bilimsellik adına veya bilmediğim başka isimler varsa beklide onlar adına özellikle millete ve insana anlatılamama sorunu vardı ve bu sorun oldukça büyük bir sorundu.

Ve ben bu sorunları o arkadaşlarımdan bazılarıyla değil tartışmak fikrimi bile tartışamıyordum. Çünkü onlara göre taksicilikle hayata başlamış bir insanın onlarla aynı eğitimi alıyor olmalarını açıkça söylemeseler bile; (insan duygusunu gizleyemeyen bir yaratıkdır) ne demek istedikleri açıkça net anlaşılıyordu. Hatta aralarında hakaretvari uslüpla sert mizacta konuşmalarda geçti aramızda. Ve onlara şöyle söyledim….

--Psikolojinin Psikolojisi bozuk; galiba…

Sevgipolojinin “Sevgipolog” undan Randevu alın….

--O kim dediler.

Ben de elimi döşüme vurarak kalbimi gösterir bir durumda kendimi gösterdim.

Ne psikolog, Ne sosyolog, Ne de antropolog ……değilim.

Beyin Antrenmanlarıyla; kalbimin sesinden

Sadece “Sevgipolog” olduğumu öğrendim.

Birden bire bilinçaltımın tesiriyle bağlanıp kalmıştım. Niçin söylediğimi bilmeden kalakalmıştım o anda sessizce. Arkadaşlarımda yorum yapmadılar ve ayrıldık. Görüşebilmek birçoğu ile hala kısmet olmadı olamadı…

Ancak bundan sonra çalışmak daha çok olmalıydı geriye kalan yaşamımda SEVGİPOLOG olmalıydım. Çünkü.

Kafatasında pişmeyen yemek fikri, tencereye giremeden pişemez” di ve tencere mi hazırlanmalıydım.

Her yemek de pişirenine göre değişir. Kahırlı pişirilen yemeğin tadı ile yüreğin ahengi karıştırılan aynı yemeğin tadı elbette farklıdır.

Yemek yemenin amacı beslenmektir ve sağlıklı yaşamaktır. Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Bilim ve yaşam iç içe geçmiş halde ki mevcut yapısını insanlık daha iyi yaşamak ve daha kolay anlaşılabilmesi için gözlenerek işleyişin akışını hep aynı yöntem esaslarına göre yapa gelmiştir.

Bilim şüpheciliktir. Şüphe edilmeden bilim olamazdı. Bilim insanı da şüpheci olmak zorundadır. Bilimin ne ile ilgili olduğu da o bilimin insanının kullandığı kavramlardan anlaşılır. Bilimsellik hatır tanımaz. Kimsenin babasının çiftliğin den kaçmış vahşi atı değildir. Ve her konuda her kim isterse özgürce ve iradesinin olgunluğunda her türlü araştırma ve incelemeyi yapabilecek yiğitliğe sahip olarak doğar. Yumuşak etinin kıymetini bilen herkesin ata bineceği gibi. Ata binmenin de kuralları vardır elbette. Atlar da sahibine göre kişneme huyundan hala vazgeçmiş değillerdir. Bazen attan düşerek kaza’nın kader cilvelerinden olduğunu ihmal etmemek gerekir. Çağlar boyu atlar bizim yaşamımızın en önemli medeniyet taşıyıcılarıdır.

Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Kullanılan yöntemler alnındaki konuların yaşama geçirilen sonuçlardan önce teorilerle yola çıkar. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır. Psikolojinin bilim olma süreci yetim çocuk gibi horlana horlana anca bu günlere yarım yamalak gelebilmiştir. Okuduğum ve araştırdığım kadar psikoloji zaten bilim olmak için oldukça çetin mücadeleler vermiş. Özellikle Wilhelm Wundt ilk deneysel metodları gerçekleştirirken 1832-1920 yılları arasında bilinçaltına yönelmiş. İlk yönelenlerden birisi olmasına rağmen her ne hikmetse ilerleyen günlerde piyasa da fokur fokur Freud kaynamaktadır veya kaynatılmaktadır. Psikolojinin kurucusu Wilhelm Wundt olmasına karşın Freud ise kendi bilinçaltına uygun bir koşullanma ile Psikoloji biliminin “P” harfine zincir vuran ilk aciz bedbahtlardandır.

“Fizik” “Matematik” gibi pozitif veya başka sosyal bilimler sosyoloji, antropoloji gibi alanların kendi kategorileri bellidir. Hangi bilim dalı olursa olsun bir bilim adamını aynı kulvarda aynı yöntem ve metotlarla eleştirir veya destekler. Psikoloji bilim alanının adedini ve sayısını sayabilecek henüz Psikolojik cesaretli bir babayiğit henüz yoktur.(Varsa lütfen beni haberdar etsin)

Psikoloji bilimiyle ilgili insan, ister analizde olsun isterse mevcut karlılık arenasının insan pazarında olsun bazı kavramları kullanmaya devam etmektedirler. Bu kavramlar keşif günlerinden beridir hala aynı yüzlerce sloganist kavram kullanılmaktadır. Bu kavramlar yaşamın içinde kullanılan herkes tarafından dikkatli olarak gözlendiğinde fark edilebilir ifadelerdir.  Bu ifadeler söz konusu durumu yeteri kadar ortaya koyacak netliktedir.

Bunlardan bazıları : “Psikolojik Duvarlar” (Tayip Erdoğan)” “Psikolojik Hastalık”, “Psikolojik Sorun”, “Psikolojik Hasta”, “Psikolojik Savaş”, “Psikolojik şiddet”, “Psikolojik Proplem”, Psikolojik rahatsızlıklar, Psikolojik Travma, Psikolojik kriz”…….gibi pek çok genellenmiş negatif varsayımlardır.

Yaşamın içinde ve akışında ise “Efendim sizin psikolojiniz bozuk”, “psikolojik rahatsızım”, “Psikolojik olarak Depresyondayım”, “Sen bi Psikoloğa görünsen diyorum” “ Aaaa neyim var ki benim”  gibi sayılamayacak kadar çok reddiye ve itiraz ifadeleri ve kaçışlar da yine gözlerden kaçmayacak kadar ortadadırlar. Bu kavramları ve ifadeleri de insanlar hemen her fırsatta motorize olarak kullanmaktadırlar. Pozitif sonuçlardan oldukça uzak duran psikoloji rol seçmeksizin tüm rollerin birbirleriyle ilişkili olan sonuçlarını henüz bilim alanının istatiksel sonuç alabilme yetenekleri arasına koyabilmiş değildir.

Kısaca anlaşılan durum ister istemez kimse psikoloji ile objektif olarak karşı karşıya gelmek istememektedirler. Neden o da bir bilim dalı değimli? Bilim elbette. Peki neden kaçış ve uzaklaşma her geçen gün daha da çok belirginleşmektedir.? Her bilim dalı gibi insanlığın gelişimi ve hayrına, faydasına çalışmıyor mu? Çalışıyor. Peki Psikolojinin tanımı nedir. “Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en genel anlamında organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.” Ve birçok kaynaklarda bu ve buna benzer tanımların yanında “Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? Sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji, biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.”

Tanımları ve anlatımları bu şekilde olan psikoloji biliminde geldiğimiz son noktaya kadar inceleyenler tarafından da görülecektir ki. Psikoloji üzerine devam eden tüm araştırma ve üzerinde inceleme yapılan konular hep sorun yaşayan insanlar olmuşlardır. Nedense insanlara hep hasta yaklaşımı ile muameleler yapılmış.

Hâlbuki insan da var olan en büyük meziyet ve erdem duygularının var olduğu gerçeğidir. Bunların nasıl ilerletebileceği konusunda belirgin şekilde üstünde duran tanığım bir bilim adamına epey bir süre rastlamadım. Ta ki Daniel Goleman’ın Duygusal Zeka konusundaki araştırmalarını ve eserlerini inceleyene dek. Oda bir çok değişik açıdan insanlığın pozitif yeteneklerine daha çok yönlendirilmesi gerekliliği üzerinde durmaktadır.

Dünyaca ünlü araştırmacı ve yazarın İnkilap yayınlarından çıkan “Yıkıcı duygular ile nasıl başa çıkabiliriz” isimli kitabında sayfa 42 de “Psikoloji üzerinde yıllardır devam eden araştırmalar, bireylerin iyi ruh hallerinden çok, yaşadıkları dengesizlikler üzerinde –depresyon, korku vb gibi- yoğunlaşmıştır. Deneylerin olumlu tarafları üzerinde durulmamış, insanoğlunun iyi olma hali genellikle araştırmalarda genellikle ihmal edilmiştir. Gerçektende, şefkat ve merhamet konusunda psikoloji tarihinde hemen hemen hiçbir araştırma yapılmamıştır” demektedir. Yine aynı kitabın 52. sayfasında ise “ işin gerçeği, psikoloji sadece son birkaç yıldır pozitif insan davranışları üzerinde incelemer yapmaya başlamıştır. Pensilvanya üniversitesinde optimizim ile ilgili çalışmalarla meşhur psikolog Martin Selingman’la ilk kıvılcımlarını veren ‘pozitif psikoloji’ adıyla anılan, mutluluk, huzur, ve pozitif insan davranışları üzerine, yeni ve her gün biraz daha gelişen bilimsel bir hareket başlamıştır. Paul Ekman’ın teklif ettiği bu araştırma, pozitif psikoloji içinde insanlığın iyi tarafına dair olan konularda bilimin bakışını, insan pozitivizminin sınır çıtasını yükseltmek suretiyle genişlemesine hizmet edecektir” diye vurgulamaktadır.

Sözkonusu kitap Budist lider Dalai Lama’ nın Himalaya daki tapınaklarında on kişilik şekçin bir bilim adamı ve Budist dindar arasında objektif verilerle yapılan incelemelerde çıkan sonuç tamamıyle insanın lehine olan gelişmeleri kapsamaktadır. Sonuç itibariylede insanlığın gerçek anlamda sadece kendini düşünen bir yaratık olamayacağı gerçeğinin altının önemle çiziliyor olduğu.

Gelinen son nokta ise psikoloji bilimin temelinde beri devam eden hatalar günümüzde maalesef  ikiye ayrılmış durumdadır. Bir yönü insanın belinden aşağıya bir diğer yön ise belden yukarısına doğru işlemektedir. Benim üzerinde ısrarla durmak istediğim asıl mesele ne psikolog’lardır. Nede Psikoloji bilimine muhalefettir. Sadece fizikte artık Newton’ keşfettiği yasalarının da yanında artık Kuantum ve İzafiyet hatta “Elmas teorisi” gibi evrenseli kuşatıcı yeni keşifler her geçen gün ilan edilmese de çok şükür çalışan insanlar üretmeye devam etmektedirler. Tekerleği bulan insanın meşhur olma derdi yoktu. İhtiyacı için doğru düşündü. Ve doğru düşüncelerden oluşmuş fikir zincirlerine devam etti. Sonuçta dönen yaşamı değiştiren bir devrim gerçekleştirdiğini bile bilmiyordu. İşte bende bu noktadan hareketle taksici esnaflığından başlayan yüreğimle geldiğim noktada bu meseleyi tam ortaya koymak oldu.

Yaşadığım bunca olaydan sonra hiç kimseye Psikolojik bir ders verme derdim yoktu. Okuyordum sürekli, çünkü okumadan babalığımın ve kocalığımın ve insanlığımın kalitesini arttıramayacaktım… Ne var ki bu konuda bana hoca demeye başlayan kardeşlerimiz beni cesaretlendirdiler…

İşimin de, İçiminde İnişinin, Çıkışımın, yaşam Biçiminin İlan Edilmemiş, İspatı hayatın  içindeki Mecburi Tek Yön Bilimi Sevgipoloji neden yoktu?

 Bu tür soruları cevabını ise hazırladığım bilimsel temelli Sevgipoloji kuramını  ortaya koyacak hiçbir engel yoktu önümde …. İlerleyen bölümlerde bu sistemi sizlerle paylaşmaya devam ediyor olacağız….

 http://www.yeniahi.net/index.php?option=com_content&task=view&id=110&Itemid=43 

sitesinde yayınlanmaktadır.

İnsani Gelişim Hizmetkârı

Kemal Koçak

Beyin Antrenörü & Sevgipolog

(Psikolog değil) 

 (Sevgipolog Sohbetleri için)   sevgipolog@hotmail.com

(Kurumsal görüşmelerim için)  beyinantrenoru@hotmail.com

(Tanışmak ve Söyleşmek için) kemalkocak6@hotmail.com

(Toplumsal ve Bireysel Fayda için) faydaliya_hizmet@hotmail.com

 (Gsm e posta ve sms için) sevgipolog@turkcell.com

 (24 saat açık)          +90 533 429 52 50

Yorum Yaz